Kent Konseylerinin İşlevi Nedir, EMO ve TMMOB Ne Yapmalıdır?

03.03.2021

2019 EMO İstanbul Şubesi seçimleri ardından şubemiz ve İKK içindeki kent konseyleri ile ilgili tartışma ve çalışmaları takip ediyor ve politik söylem üretiyoruz. Bu konu gerek EMO’nun gerekse birliğimiz TMMOB’nin geleceğinin şekillenmesi adına önemlidir. Odamızın ve birliğimizin ilerici geleneğini sahiplenmek ve büyütmek adına bu başlıktaki görüşlerimizi paylaşmak ve bu tartışmayı tüm toplumcu, demokrat kamuoyu ile genişletmek istiyoruz. Burjuva-liberal fikirlerin geleneklerimize saldırmasına susmak, kimseye şirin görünmek zorunda değiliz.

Kent Konseylerinin Tarihçesi

Kent konseylerinin ortaya çıkış süreci, SSCB ve benzeri demokrasilerin dağıldığı, tek kutuplu bir döneme denk gelmektedir. Bu tesadüfi değildir. Altın çağını yaşayan kapitalizm artık daha sık krizler yaşamakta ve karlılık daha büyük bir sorun olmaktadır. 1983’te Birleşmiş Milletler tarafından oluşturulan Çevre Kalkınma Komisyonu 1987’de "Ortak Geleceğimiz Raporu" hazırlar. Sürdürülebilir kalkınma kavramı ortaya atılır. 1992’de Çevre ve Kalkınma Konferansı düzenlenir. Ülkemizde ise 1997 yılında Birleşmiş Millet Kalkınma Programı kapsamında yine BM icadı olan Yerel Gündem 21 programından teşvik alabilmek amacıyla kent konseyi girişimleri başlar.

Dönem artık sol değerlerin, liberal söylemlerce işgal edilmesi dönemidir. Şeffaflık, sürdürülebilirlik, hemşehri hukuku, kimlik siyaseti, çok ortaklı yönetişim gibi kavramlar daha sık kullanılır olmuştur.

İçeriği ve Mevzuatı

İlgili yönetmeliğin 1. maddesine göre kent konseylerinin kuruluş amaçları şu şekilde derlenmiştir.

Bu Yönetmeliğin amacı; kent yaşamında, kent vizyonunun ve hemşehrilik bilincinin geliştirilmesi, kentin hak ve hukukunun korunması, sürdürülebilir kalkınma, çevreye duyarlılık, sosyal yardımlaşma ve dayanışma, saydamlık, hesap sorma ve hesap verme, katılım, yönetişim ve yerinden yönetim ilkelerini hayata geçirmeye çalışan kent konseylerinin çalışma usul ve esaslarını düzenlemektir.

Aynı yönetmeliğin altıncı maddesinde de görevleri tanımlanmıştır. O süslü cümlelere ilgili kaynaklardan ulaşılabilir. Kent konseyleri kendine tanınan alanlarda söz üretirken, bu belediyeler için sadece bir öneri olmaktan öteye gidememekte, kararı belediye meclisleri vermektedir. O yönetici ve encümenlerin hangi kaygılarla ve pazarlıklarla seçildiği de kendi içinde ayrı bir tatışma konusudur. Emekçi halkın orada temsiliyeti de tartışmalıdır. Biz görevlerinin ne kadar işlevsel olduğu tartışmasını bir kenara bırakıyoruz.

  • Bileşenlerinin mülki amir, belediye başkanı, meclis üyelerinin de olduğu bir yerde liberal fikir önderlerinin kendilerinin bile inanmadığı sivilleşme çabasından bahsedilemez diyoruz. Emek- sermaye çelişkisinde tarafımızı muğlak bir sivillik kavramına dayandırmıyoruz. Her türden icracı makamın da bu eksende şekillendiğini hatırlatıyoruz.
  • Söz hakkının; şehri bir şirket, kentte yaşayan emekçi halkı da müşteri ya da seçmen olarak gören ve kent yönetimlerini elinde tutan belediye yönetimlerinde olduğu, seçimlerin adil yapılmadığı bir sistemde sanki her yurttaşın söz hakkı varmış yanılsamasının yapılmasını sahiplenmiyoruz.
  • Kent idarelerinde asli seçilen ücretli başkan ve meclis üyelerinin bile kayyım vb antidemokratik uygulamalara uğradığı bir süreçte, sözde yerel sosyalizm, kooperatifçi kalkınma gibi sınırlı-kısır uygulamaları değil, toplumcu belediyeciliğin ancak toplumcu bir iktidarla söz konusu olduğunu vurguluyoruz.
  • Kent konseylerinin her fırsatta dillendirdiği, partiler-siyaset üstü olma, siyaset yapmama gibi çiğ fikirleri ve bunun meslek odalarına dayatılmasını reddediyoruz. Örgütlü olmak söz söylemek ve değiştirme iradesi taşımaktır diyoruz.
  • Kent konseyleri gibi, bağımsız karar almayı engelleyen, meslek odalarını ve demokratik kitle örgütlerini pasifleştirecek yapılanmaları reddediyoruz.

    Bu kapsamda odamız EMO ve birliğimiz TMMOB belediyelerle ilişkilerinde;

  • Kent konseyleri gibi oluşumlarda temsil edilme gibi muğlak kavramları reddetmeli,
  • Her türden proje vb çalışmaların halkın çıkarları doğrultusunda yapılabilmesi için kontrol mekanizması olmaya devam etmeli,
  • Belediye çalışanı üyesinin kente dair ürettiği işlerde mesleki ilkelerden uzak olmaması için güvence olabilmeli,
  • Tüm meslek odaları ile birlikte belediyelerin, belli yurttaş oranına göre mühendis, mimar ve şehir plancısı kadrosu açmasını talep etmeli ve bunu bağımsız bir süreçle takip etmeli,
  • Belediyelerin işleri kadrolu mühendisleri ile yürütmesini vurgulamalı,
  • Çeşitli alt-üst işveren mekanizmaları ile hak gasplarının oluşmasına itiraz etmelidir.

EMEKTEN YANA MÜHENDİSLER